Çağımızda bireysel müşterilerle iş yapan büyük firmaların (sigortacılık, bankacılık, digiturk etc.) en büyük sorununun müşteri ilişkileri olduğunu düşünüyorum.
Çağrı merkezlerine bir sürü para akıtmalarına rağmen hiç bir bireysel müşteriye sağlıklı hizmet verememe paradoksu içindeler.
Bu konuya eğilip çözüm getirecek ilk firma, bence, bulduğu çözümle tarihte yer alacak.
Durumum şu;
Emlak vergisinin son günü ve ben doğal olarak unuttum.
Yapı Kredi'yi aradım. Amacım, telefon şubesi ve/veya Internet şubesinden emlak vergisi yatırılıp yatırılmayacağını öğrenmekti.
Bankacılık işlemlerini seçtim, müşteri numaramı tuşladım. Bana şifremin 1., 3. ve 6. hanesini sordu. Aklımda kaldığı şekliyle, tuşlamaya çalıştım ki telefonda bir cümleyi harflere bölüp hangi hanede ne yazıyordu çıkartmak zor oldu. 3 bilgiyi de tuşladıktan sonra bana, "sizin telefon bankacılığı şifreniz YOK, sizi müşteri hizmetlerine bağlıyorum" dedi. Yahu, maden şifrem yoktu bile bile niye sordun? Manyak!
5 dakika kuyrukta bekledim ve operatöre bağlandım.
Telefon bankacılığından emlak vergisi yatırılamıyor dedi. Ben, internet bankacılığından yatırılıyor mu? dedim.
Bilmiyordu. Beni internet bankacılığı kuyruğuna soktu.
15 dakika kuyrukta bekledim ve operatöre bağladım.
Internet bankacılığından emlak vergisi yatırılamıyor dedi.
Teşekkür ettim ve kapattım.
Böylece uzaktan emlak vergisi yatılamadığını yarım saatte öğrendim.
Eskidne olsa nasıl olurdu? Şubemi arardım, görevliye bağlanırdım, sorardım ve olmayacağını söylerdi. Yardımıcı olmaya çalışır ve yönlendirirdi. 5 dakikada işim ya biter yada olmayacağı anlaşılırdı. Ne güzel, servis sektöründe geriye doğru gidiyor olmamız.
ps. "eklebunu" servisinde konu başlığında tırnak işareti kullanamadığımdan "yapı krediden" yazmak zorunda kaldım.
Yapı Krediden Nefret Ediyorum!
Formata Para Vermek
Bir film seyretmek istiyoruz.
Bu filmin, senaryosu yazılıyor - oyuncuları bulunuyor, yönetmen çekiyor. Film artık hazır. Bu çaba sırasında emeği geçen kişiler ve kalemler jenerikte yazıyor.
O andan itibaren esasında görev reklamcılara düşüyor ve epey bir bütçede buralara harcanıyor. Tamam.
Şimdi, biz son kullanıcı bu filmi seyretmek istiyoruz... Aynı filmi:
- Sinemada
- iTunes'da
- DVDde
- VCDde
- Xbox360 live market place'de
- PSP UMD diskte
- Blueray'de
- vesaire vesaire'de
ANCAK seyretmek istediğimiz her değişik format için filmin TAM parasını vermek zorundayız. Oysa bu formatlara dönüştürmek ve sunmak için harcanan para, filmin maliyetleri arasındaki EN UFAK kalemler.
Biz sadece aynı şeyi farklı formatta da göreceğiz diye, bir çok yan sanayiye para dağıtıyoruz ve aynı filmi tekrar seyrettik diye yatırımcılara kar dağıtıyoruz.
Ben derim ki, bir filmin hakkını satın alsak ve o nispeten daha pahalı bir satın alma olsa da, filmi dilediğimiz zaman dilediğimiz kadar, dilediğimiz formatta seyredebilsek. Sadece, formatın getirdiği maliyetlere katlanmak zorunda kalsak. Pek mi saçma?
Doğan Cüceloğlu - Korku Kültürü
Doğan Cüceloğlu "Korku Kültürü" kitabında diyor ki:
2 tip kültür var -
Kalıplayan Korku Kültürü ve Geliştiren Saygı Kültürü
Türkiye'de tabii ki korku kültürü hakim.
Şöyle açıklayalım: Kalıplayan Korku Kültürü, daha çok ezbere dayalı, kişiye dayatılan ancak kişinin içinden gelmeyen bilgilere dayalı bir kültür. Dogmatik ve otoriter. Nedenler, nasıllar açıklanacağına, çocuklara - otoriteye uymayı, sorgulamamayı, dinlememeyi ve ezberletilenleri yapmayı aşılıyor. Bilgi veriyor ama bilgiyi özümsetmiyor. Örneğin, çocuğa yemeği zorla yedirme, zorla ders çalıştırma, "elalem ne der?" şeklinde, başkaları için yaşamaya yönelten bir kültür.
Bu kültürle büyüyen çocuklar; zihinsel olarak pek gelişmemiş, neyi niçin yaptığını bilmeyen ve yaptığından zevk almayan, bu yüzden de insanlara saygı duyamayan, yanlışın niye yanlış olduğunu bilemeyen, evini temiz tutan ama sokağa tükürebilen insanlar oluyorlar.
Geliştiren Saygı Kültürü ise, çocuğa değer veren, ona saygı duyan ve herşeyeden önce onun da bir birey olduğunu öncelikle aşılayan, doğruya yanlışa yöneltmekten çok, neyin niye doğru olabileceğini anlatan bir kültür. Benlik bilinci yüksek, saygı görmüş kişi, komplekssiz büyüyeceği gibi aynı zamanda neyi niye yaptığını bilecek ve kendini de geliştirebilecektir.
Böylece hurafelere ve kulaktan dolma şeylere inanacağına, doğru ya da yanlış kendi seçimlerini yapacak ve topluma faydalı bir birey olabilecektir. Kendine saygı gösterildiği için başklarına da saygı gösterebilecektir. Kendi kararlarını alabileceğinden mutlu olacak, mutlu olduğu için işini iyi yapabilecektir.
Doğan Cüceloğlu'nun bu kitabını okuyun ve zaten az çok bildiğiniz Türkiye gerçeğini tamamiyle idrak ediniz.
Bu idraktan sonra belki de bizler, en azından bizden geçtiyse de bu bilinçle yetiştirebileceğimiz çocuklarımız insanca yaşamayı tadabilirler.
Manyaklar İçin Tedavi - Maksadını aşan konuşmalar
Psikiyatristimi değiştirdim. Bir öncekiyle yıldızım tam barışmamıştı. Bir şekilde gitmme gerektiği vakit, pek sıcak gelmediği için çeşitli bahanelerle gitmemeye çalışıyordum.
Başka bir manyak arkadaşımın psikiyatristinden randevu aldım. Cumartesi öğleden sonraya.
Tam terapi günü, ben bir genç kız gibi heyecanlıyken, ofisinden telefon geldi. Dediler ki, "Doktor bey saat 15:00'den sonraki randevularını iptal etti, uçağı varmış."
Ben tabii dışarı bir şey demedim. İçimden, ulan uçağın olduğu bugün mü aklına geldi, önceden söyleseydiniz ya!
Başka bir gün bulup arayacaklarını söylediler. Süper bir başlangıç oldu. Ben, aman hafta arası olmasın cumartesi uygun olur dedim.
Bugün tekrar aradılar:
- MoD bey, bir önceki randevu için afedersiniz. Salı 17:30 uygun dilerseniz.
- Umm, hafta arası olmasa cumartesi olsa?
- Hafta arası, geç vakit uygun olur diye düşünmüştük.
- Ben, stres ve panik atak için geliyorum zaten. Hafta arası 17:30da Maslak'tan Nişantaşına gelmek trafik itibariyle maksada gölge düşürüyor, aşıyor.
- O da doğru efendim.
- Haftasonu uygun olursanız haber verin, öyle rahat rahat geleyim.
- Tamam efendim.
Sürücülerden Nefret Ediyorum!
Bilirsiniz, insanın başına can sıkıntısı bir olay gelirse, ardı arkası kesilmez. Genel olarak bu psikolojik bir olgudur - insan ilk can sıkıntısından itibaren yenilerini biriktirmeye başlar ve hep can sıkıntısı üst üste geliyor sanar.
- İş yerinden çıktım. Benzinciye gittim. Benzincide Gidiş yönüne geliş yönünde park etmiş bir araba sebebiyle manevralarla park edebildim. İndim, pompacıya söylendim. Ters yönden niye araba alıyorsunuz diye... Omuz silkti.
- Benzinimi aldım, bizim evin oralara geldim. Burada 1 şerit ikinci köpriye gidiyor ve genelde tıkalı, diğer şerit eve doğru gidiyor ve genelde boş. Ancak, bugün eve giden şeritte tıkalıydı. Niye? Arabanın biri uyanıklık yapıp köpriye gitmeyen şeritte ilerleyip araya sızmaya çalışıyor diye. Yanından geçerken korna çaldım, bakmadı bile.
- Eve geldim, otoparkın çitini anahtarlıkla açtım ve girdim. Hemen arkamdan bir araba daha girdi. Ben park etmek için manevra yaparken benden sonra giren araç otoparkta kalmış tek yere park etti. Güya aynı sitenin sakiniyiz. Adam, bana bakmadan toplandı, bana bakmadan arabadan çıktı ve bana bakmadan evine gitti.
Ne yapmak lazım? Bunları düzeltmek, düzenlemek ve insanın insana saygı göstermesini tetiklemek için ne yapmalı? Bir yerlerden başlamak bir şeyler yapmak istiyorum. Ancak ne yapılması gerektiğini bile bilmiyorum?
MoDology Originals - Telekominikasyon
Bu da, bir dönem yazdığım asparagaz mizah sitesi yazılarından biri, mizah ama 1e1 gerçektir. Buyrunuz okunuyuz, gülünüz.
Asparagaz mizah şeysi:
Süper Macera - Tam Sayı - Telekominikasyon
Kahramanımız MoD uzun yıllar sonra evine telefon bağlatmaya karar verir, niye, çünkü rahat batmıştır ona. Cep telefonu yetmemiş evden Internet'e bağlanmak istemiştir. Olaylar gelişir...
İlk 1 ay, sabah 8 de uyanma çalışması yapar. Saati sabah 6 ya kurup 9 dakika aralıklarla çaldırmaya çalışır, böylece nihai uyanma saatini 9 a kadar çeker. 8 bir şekilde olmamaktadır. Kankalar seferber edilir, sabah telefonlar açılır saatler çalar, 9 dan aşağıya bir dakika inilemez. 9 neyimize yetmiyor ki diyerekten telefon müdürlüğüne gidilir çaresizce. Yoğun uğraşlar sonucu yanlış telefon müdürlüğüne gidildiği ortaya çıkar.
Sonraki 1 ay 8 de kalkma çalışmalarına devam edilir, mümkün olamaz. Pazarlıklar sonucu yakın çevrede oturan bir arkadaş razı edilir, şahıs sabah eve gelmek suretiyle zorlukla MoD uyandırılır ve beraberce doğru müdürlüğe gidilir. 4 ayrı yanlış sıra beklendikten sonra, doğru kişi konuşur "hebula hebe dulla hodene!" der kişi, bir şekilde konuşması Türkçe değildir. Tane tane tekrarlaması söylendikçe giderek anlaşılır bir dile döner "dilliekçen yaezzz", dilekçe yazılma faslı için aşağıya inilir. Bakkal dilekçe yazmaktadır. Gerekli bilgiler alınır, iyi davranılır, akla, telefon müdürlüğünün esas bürosunun burası olup olmadığı getirilir. Bakkal, birine telefon eder ve abdullah beyle konuşur, abdullah bey kahramanımızla ilgilenecektir. Abdullah beye, dilekçe elde çıkılır. Aman Allahım! Abdullah bey deminki Türkçe konuşmaya bilmeyen veya gereğinden hızlı konuşan kişidir! Korkuyla yaklaşılır...
Abdullah bey, insan gibi konuşmaktadır! Telefon sonrası normal bir insana dönüşmüştür. İlgi ve şefkat gösterir. İşlemleri yapar ve başka bir sıraya yollar. Yanlış sıradır, boşuna beklenilir, ama olsundur! Doğru sıra bulunur ve bir takip kağıdı alınr, 5 gün sonra gelinmek üzere vedalaşılır. Saat 12:00 olmuştur bile.
5 gün sonra kahramanımız yine uyanamamıştır, hem de su kaçırmış saat 11:00'e kadar uyumuştur. Aklından, yarın takip ederim diye geçirmketedir, huysuzca yatağında dönmektedir. Zil çalar.. hayrola şeklinde kapı açılır, efendi, yaşlıca biri gelir.
Telefonu bağlamaya gelmiştir! Husus göz yaşartıcıdır. Telefon bağlanır hemen. Hat dijital hattır ve ahenkli süper bir numara tahsis edilmiştir. Zevkten dört köşe olunur. Akşama açılır diye gider efendi memur. Telefon 2 gün sonra açılır. Hevesle hat sesi gelen telefon kaldırılır. Bir süre hat sesi duyulur sonra birden bir kadın sesi araya girer: "Telefonununuz borcunuzdan dolayı kapalıdır."
Acı içinde yerlerde yuvarlanılır. Koşarak işe gidilir, daha yeni açılan bir telefonun borcu olamazdır şeklinde PTT'ye ulaşılmaya çalışılır. En yakın büyük merkeze gidilir, borç sorulur, hakikaten borç vardır ama telefon kahramanımıza değil başkasına aittir. Hiddetle işe dönülür. Başkasının telefonu takılmıştır ona, zaten 5 günde telefon takıldığı görülmüşmüdür!
Telefonu takan merkezin telefonu araştırılır, baş müdürlük aranır, yerin telefonu sorulur. Verilen numara 30 dakika aranır, bir meşgul çalmaktadır bir de çalıp açılmamaktadır. 118 aranır ve aynı yer sorulur, başka bir numara verilir. Bu numarada yanıt vermez. Internet'ten siteye gidilir, abone işleri numaraları araştırılır, 13 ayrı numara vardır, uzun uğraşlar verilir. Son numarayı biri açar!
Sorular sorulur. Telefonu açan yanlış numarayı aramışsınız der yeni bir telefon verir. Yeni telefon hevesle aranır:
Telefonu biri "Bursa İskender, buyrun!" diye açar.
Kahramanımız o gün bugündür telefon görünce kaçmaktadır. Evindeki telefonu camdan atmak suretiyle yok etmiştir.
Bencil Gen: Genler ve Memler
Daha önce Richard Dawkins'den bir iki yazımda bahsettim... (Tanrı yok, Müslüman Doğmak)
Esasen biyolog olan ve "Bencil Gen" ve "Mem" kavramlarını ortaya atan Dawkins'in amiral çalışması "Bencil Gen (Selfish Gene)" kitabını bitirdim.
Bu kitabı niye okumalı?
Dawkins, ateşli bir Darwinist olarak Darwin'in bildiğimiz doğal seçilim, evrim ve uygun olanın yaşamda kalması kuramını bir adım ileri götürüyor. Darwin'e yabancıysanız bile doğal seçilimin ne olduğunu anlıyor bununla da kalmayıp bir adım ötesini de düşüncelerinize katıyorsunuz.
Doğal seçilimle ilgili değilseniz bile kitap benim gibi biyolog olmayanları da hedeflediği için, doğadaki bir çok muammayı çok sıkı örneklerle basite indiriyor ve akılda kaldırıyor. Yine doğal seçilimle ilgili değilseniz, kitap size "Mem" kavramını aktarıyor ve eminim ki bu kavramı - eğer bilmiyoranız - çok seveceksiniz.
Kısaca, ortaya attığı kavramlarla etrafınıza baktığınızda bırakın hayvanlar alemini insan aleminde aile, kültür, varoluşçuluk üzerine epey kafa yormanızı sağlıyor. Bunun dışında, bence, "ben buraya niye geldim?" sorusuna da bazı sıkı cevaplar üretiyor.
En kısa haliyle Bencil Gen özeti
Çalışmanın savı şu; Darwin'in ortaya attığı evrim, tür için geçerli değil, gen için geçerlidir. Evrimin yapı taşı genlerdir.
Türler; yani insanlar, bitkiler, hayvanlar birer "yaşamkalım makineleri"dir ve amaçları genleri nesilden nesile aktarmaktır.
Uygun olan gen, nesilden nesile aktarılır, uygun olmayan gen yok olur. Böylelikle en uygun genleri taşıyan yaşamkalım makineleri kalır, evrim bu şekilde gerçekleşir.
Memler
Mem kavramı ilk olarak bu kitapta ortaya atılsa bile, gelişimi bu kitapla sınırlı değil. Bu kitap "mem" fikrine bir başlangıç düzeyinde yer veriyor.
Siz kitabı afiyetle okumayacak olan okuyucu için kısaca mem nedir kendimce anlatmaya çalışayım:
Memler, fikir/düşünce birimleri. Mesela, din bir mem. Cehennem bir mem. Irkçılık bir mem. Atasözleri birer mem. Memler Dawkins'e göre evrimin yeni birimi. Mem de gen gibi, uygunsa nesilden nesile mutasyona da uğrayarak ve en uygun hale gelerek aktarılıyor. Oluşuyor, eğer uygunsa kalıcı oluyor, nesilden nesile aktarılıyor ve başarısı oranında seçilime ve mutasyona uprayarak gelişiyor.
Mem fikri, benim gibi biyolog olmayanların daha kolay anlayabileceği bir terim. Mem üzerinden düşünerek evrimi anlamak ise benim için çok daha kolay.
Genel kanı, toparlama
Ben bu kitabı okuyarak bilmediğim bir çok konuda dolduğumu hissettim. Doğru veya yanlış, zaten körü körüne hiç bir şeye inanmadığım için bu kitap en azından, bazı şeyleri daha net düşünebilmem için bana önayak oldu. Size de niye önayak olmasın?
Kitabı Türkçe olarak Tübitak yayınladı. Buradan satın alabilirsiniz.
Antalya Maceraları: Biz niye burada oturmuyoruz?
Bunu net olarak söylüyorum: Biz İstanbul'da oturan hepimiz gerçekten MANYAĞIZ.
İstanbul'da iş kuran, çalışan bizler manyağız. İstanbul'da ev almak için didinen bizler manyağız. İstanbul'un trafiğini çeken bizler manyağız. Onca göçü, yozlaşan toplumu çekmek zorunda kalan bizler manyağız. Çözüm olarak yurtdışına kaçmayı düşünenler de manyak. İstanbul'da korunaklı 4 duvar evlerinin içinde yaşamını geçirenlerde manyak. Niye? Örneklerle inceleyelim...
(Diyeceklerim senede 3-5 günlük Antalya Lara tarafında edindiğim tecrübelerle, ütopik bir tümevarımla anlatılacaktır, belki de gerçekle ilgisi yoktur ama olsun)
- Burada, sıfır park sorunu var. Arabanızı, medeni kentlerde olduğu gibi gittiğiniz her yerin kendi müstakil park yerine bırakabiliyorsunuz.
- Burada kış sert geçmiyor - 9 ay tişörtle dolaşabiliyorsunuz.
- Burada, ezik büzük olmayan, nefis, şeritleri belli yollar var. Sürekli ışıklar var, hız yapamıyorsunuz, zaten yapma isteğiniz de yok.
- Burada, deniz kıyısında (falezlerde) 20 kmye yakın sahil var. Sahile bakan evler var. Kilometrelerce uzunluğunda çimen parklar var. Parklar içinde spor yapmak için yerler var, 1-2 km de bir deniz kıyısında kafeler var.
- Burada 10-15 km uzunluğunda sahile paralel yürüyüş ve koşu yolları var. Adım başı çöp kutuları var. Yürürken etrafa baktığınızda uçsuz bucaksız deniz var.
- Burada her köşe başında masaj yaptırabileceğiniz salonlar, saunalar, havuzlar var.
- Burada tüm markaların olduğu alışveriş merkezleri var. Teknosalar, Vatan bilgisayarlar var.
- Burada da her yerde wireless var, ADSL var. Alt yapı sorunu yok.
- Burada her bir kilometrede üst geçitler var - üst geçitlerin HEPSİ YÜRÜYEN MERDİVENLİ. Fantastik.
- Burada binlerce balıkçı, kebappçı, çeşit çeşit restoranlar var. Hepsi turistik olduğundan maksimum kalitede.
- Burada her evde güneş ısısından yararlana sistemle 24 saat sıcak su var.
- Burada evlerin çoğu bahçeli, park yerli ve büyük. İstanbul'a oranla yarı veya 4te1 fiyatına.
Iron Man - he can do what an iron can
Fantastik bir Iron Man deneyimi yaşadım.
Öncelikle filme Antalya'da gittim. Dublaj seyrettim. Film bitti, Internet'te okuduğum üzere filmin sonundaki Samuel Jackson sahnesini beklemeye başladım. Herkes çıktı. Jenerik sırasında çart diye filmi bitirdiler.
Koşa koşa makina odasına gittim. Dedim ki, "yahu filmin sonunda sahne var, onu seretçem ben"
Adamlar "alla alla hakket mi ya" dediler. "Tamam, bekleyin" dediler. Bir süre tek başıma salonda bekledim. Jeneriği ileri sardılar. Sonra tüm sinema çalışanları benimle beraber salona doluştu. Ben içimden, "ulan ya sonunda sahne yoksa... sıçtım ben" dedim.
Herneyse, sahne varmış. Spoil etmeyeyim ama oldukça seyredilesi bir sahne. O yüzden gerekiyorsa siz de kkavga döğüş salonunuzdan ısrarla isteyiniz.
Filme gelelim: Iron Man, bu dönem Marvel'in yükselen değeri. Gerçek bir insana en çok benzeyen kahraman. İyi kalpli mi kötü kalpli mi belli değil, alıştığımız üzere pek çocukça da değil.
Filmi, bence iyi kotarmışlar ve orjinaline de oldukça yakın yapmışlar. Sadece Jarvis biraz güme gitmiş. Anncak yine de Jarvis için iyi bir karar olmuş çünkü esasında zengin milyonerin iyi kalpli uşağı konsepti biraz Batman'den araktır.
Kötü adam pek başarılı değil - yerine Mandrin olsa daha iyi olurmuş ama bennce yine de iyi bir başlangıç filmi olmuş, devamı daha iyi olabilir.
Gidiniz gönül rahatlığıyla seyrediniz. Sonunu beklemeyi unutmayınız.
MoDology Originals - Komplo Teorisi
Eski yazdıklarımı karıştırıyordum, 97 civarı orjinal MoDology blogunda aşağıdaki şekilde bir şey yazmışım, onu paylaştım.
Komplo Teorisi - Uzaylılar Dünyayı Ele Geçirmek İstiyor
+ Uzaylı aparatları I: Araba Alarmları
Gecenin köründe sebepsiz yere sürekli çalan araba alarmları, dünyayı ele geçirmek üzere uzaylılar tarafından gönderilmiş aparatlardır. Bu alarmlar sabah akşam iğrenç sesleriyle öterek insanlarımızı sinir sahibi yapıp, psikolojik dengeleriyle oynamakta ve insanlığı içten çökertmektedirler.
+ Mareşal Reha Muhtar ve Ekibi
Uzaylıların bize hissettirmeden dünyayı ele geçirmede kullandıkları diğer bir yöntem ise Reha Muhtar ve güruhunun sunduğu anlamsız haber bültenleri. Buradaki gizli amaç Türk insanının zaten ahım şahım olmayan zeka seviyelerini 0'ın altına düşürtmek. Reha Muhtar (ki kendisi bir uzaylıdır sanırım veya bir android olabilir) Türkiye'den önce Amerika'da uzun süreler başka bir isimde bu tarz programlar yapıp Amerikalı'ların zaten olmayan zekalarındaki ilerlemeyi tamaen durdurmayı başarmış ve uzaylı komününde mareşal olmaya hak kazanmıştır.
+ Servis Sektörü Projesi
Psikolojik savaşa sürüklenmiş olan insanlarımız, en büyük darbeleri servis sektöründeki uzaylılar tarafından alırlar. Bu savaş alanında, istenilen siparişleri alamayan, alınan siparişleri getiremeyen, hesabı hesaplayamayan, bahşiş almadan yaşayamayan uzaylı genetik mühendislerin hata sonuçu üretip dünyada kullanılır damgası yiyen klonları kullanırlar. En tehlikeli ve zarar verenleri ise eve pizza servislerinde kullanılanlarıdır. Yapılan araştırmalar dahilinde, pizza siparişlerinde verilen siparişlerin doğru getirilebilmesi matematik olarak imkansız olduğu saptanmıştır. Bazı lokantalarda ise sipariş verildikten sonra getirilmemesinden dolayı açlıktan ölen kibar insanlar, bu grubun sıcak savaş başarısıdır.
+ Araba Park Yerleri Muharebesi
İnsan ömrünün yemek içmek ve uyumak dışında, zamanının en önemli bölümlerinden biri arabalarını park etmek için yer aramakla geçmektedir. Bu, yüzyıllardır insanlığı aciz duruma getirmeye çalışan uzaylıların bir oyunudur. Tahminen, aramızda yaşayan izci olarak gönderilmiş uzaylı kesiminin kullandığı bir taktiktir; bir sürü araba sahibi olup bunları sabahın körlerinde insanların park etmek isteyebilecekleri her yere park ederler. Hem de insanlara daha fazla acı çektirmek için arka arkaya değil neredeyse iki araba arasına bir araba daha girebilecekmiş görünümünde park etmeye özen gösterirler. Böylece insanlar park yeri bulamazlar, bulsalarda park edemezler. Uzaylı İzci Başları, park etme başarısı gösterebilmiş araba sürücülerinden para istiyerek hınçlarını çıkarırlar. Gerginliği daima yüksek tutarlar.
Uzaylıların ileri gelenleri şirketler kurup, tüm dünya nüfusunun araba sahibi olması için kampanyalar düzenlemektedir, böylece acı çeken insan sayısını maksimuma çekme planları vardır.
+ Duygu Sömürü Droidleri
Rahat yüzü görmemesi ve böylece gelişmemesi istenen insanları günlük hayatta rahatsız edecek olan başka bir faktör gelişmiş duygu sömürü droidleridir. Bunlar selpak ve bilumum alınmaması gerekecek olan eşyaları agresif psikolojik satış yöntemleri kullanarak satarlar. Buradaki amaç kesinlikle bunları satabilmek değildir! Amaç istemediğiniz bir malı almaya zorlanmak, almadan kurtulamamak, alıncada diğer droidlerin benden de al saldırılarına maruz kalmaktır. Araba seyrinde kullanılan gelişmiş modellerden kaçmak neredeyse imkansızdır. Bunlar boş anınızda birden camdan korku filmi efektiyle fırlarlar. Kalem falan satarlar ki araba seyrinde kalem alma isteği diye bir durum yoktur. Bazıları çamura özenle batırılmış bezlerle size sormadan direk olarak camınızı silerler, temiz camınız kirlenir. Üzerine para da isterler. Bunlardan kurtuluş ümidi HİÇ yoktur. Hem arabanız kirlenir, hem para verirsiniz. Geçtiğimiz yıl bu uzaylı droid bölüğü en başarılı savaş timi seçilmiştir.
+ Microsoft Karargahı
Uzaylıların gelişen teknolojiyle (ki teknoloji onların elindedir, kendilerinde yüzyıllar önce keşvedilip, Ar-ge'lerinden geçememiş arızalı aparat ve teoremleri bizim üzerimizde kullanmaktadırlar) insanları kendilerine esir etmek için Microsoft'u kurmuşlardır. Bu firma dünya bilişim sektörünün ele geçirmiş ve daha sonra temelinde bir virüs olan programların içine işletim sistemi ekleyerek piyasalara sürmüşlerdir. Hedeflenen, bilgisayar başındaki insanların her an stres altında olmalarını sağlamaktadır.
+ Tatil Beldeleri Ele Geçirme Timi
Stresten kaçmanın yollarını arayan insanların tatile çıkmalarını engelleyemedikten sonra (ki fiyatları yükseltip en azından bir kesiminkini engelleyebilmişlerdir), dinlenip kendilerine gelme olasılığı olan insanların bu lüksünü ellerinden almak için kurulmuş bir timdir. Amaçları, tatil beldelerine gidip, üst üste alt alta siteler yapıp, denizin gözükme olasılığını engellemek, insanları belirli yerlerde kalabalık tutup bunaltmak, sürekli disko gibi yerler açarak dinlenmemelerini sağlamak, denize girenler için büyük gizli gemilerle denizlere çöp boşaltarak sağlıksız hale getirmektir.
+ İş ve Para Kısır Döngü Makinesi
Uzaylıların en büyük icadıdır. İyi yaşamak için çalışılır ve para kazanılır, para kazanmak için sürekli çalışıldığından iyi yaşanamaz. Bu böyle döner. İnsanlar sanah kalkar işe gider, işte yorulur eve gider yatar uyur işe giderler. Böylece rahatı huzuru tam olarak yakalayamazlar, diğer destek unusurlarıyla beraber sonunda patlama noktasına gelirler taa ki:
UZAYLILARIN MEGA PLANI
Yaratılan bu stres ve rahatsızlık, psikolojik çöküntü sonucunda insanların birden bire patlamasını amaçlamaktadır. Birden bire patlayarak yok olacak insan ırkının yerine kendileri yerleşecektirler...

