Oha diyorum...
Wayback machine benim sitenin 1998 versiyonunu cachelemiş!
Sitenin içinde dolşaınca en eski haziran 1998 yılının bloglarına ulaşılabiliyor.
Modology 1998!!!
Google Reader geldi RSS anlam kazandı
1-2 yıldır RSS takip etmeye çalışırım. Sevdiğim bilgi sitelerinin RSS2ine üye olup - bilgiye benim gitmem yerine bilginin bana gelmesini tercih ederim.
Önce evde Thunderbird'le RSSleri halletmeye çalıştım. Ancak işe geldiğimde RSSlerime ulaşamıyordum. Sonra iş yerinde Firefox'a "Sage" plug-ini yükleyip firefoxla takibe başladım. Sage'in summary display özelliği tüm RSS başlıklarını 1 ekranda görmemi sağladığı için hoşuma gitmişti.
IPod'la birlikte, RSS'leri Ipod'dan mobil olarak okumanın yararlı olacağını düşündüm. Önce (jailbreakli) bir RSS reader buldum. Mail gibi çalışıyordu ve epey verimliydi, ancak bazen crash ediyordu.
Aklıma Google Reader geldi. Bir süredir, Google Notepad - Google Calendar kullanıyordum o yüzden IGoogle sayfam vardı.
RSS aboneliklerimi Google Reader'a yolladım. IGoogle sayfam süper bir hal aldı. Notlarım, takvimim ve rsslerim!
Ipod'la IGoogle'in mobil versiyonuna gittim: m.google.com
Süper! RSSlerim, mobil bir cihaz için optimize ediliyor - next ile yazıdan yazıya geçebiliyor - istersem RSS kaynağını görüntülediğimde Google'in mobil bir cihaz için sayfayı yotumlatmasını isteyebiliyordum.
Podcastlerden sonra bir sürü dakiaka dakika izleyebileceğim RSS'im olmuştu. IGoogle sayesinde, evde ve işte bilgisayarla - mobilken IPod'la aynı kaynaktan istediğimi izliyorum. Birinde okduğumu diğerinde görmüyorum.
I'm Fed and Loaded
İzledigim podcast'ler arasında 2 tane birbirine benzer tagline var... podcastten sonra bir tanesi
- You have beed fed (g4 the feed)
Diğeri ise
- You have been loaded diyor (cnet loaded)
Her sabah uyandığımda ipod'u sych edip 10-15 arası podcast'i gün icinde izlemek & dinlemek neticesinde yaşadığım duyguyu özetliyor bu taglinelar.
Aytaç Mani - Podcasts!
IPod Touch çağın cihazı. İlk Barış, ITouch daha Türkiye'ye uğramadan Amerikadan alıp geldiğinde dokundum. Dokunduğum anda aşık oldum. Bir cihaz böyle olmalıydı! Dokunuşu, fonksiyonelliği, düşünüşü... aman allahım bir cihaza aşık olmuştum.
Hemen Amerika'dan dönecek bir arkadaşıma sipariş verdim. Çeşitli olaylar neticesinde olmadı, getiremedi. Sonra cihaz Türkiye'ye geldi. Benim cimriliğim tutumuştu, Amerika'dan yarı fiyatına alacağım bu cihazı burada o kadar pahalıya alamazdım, ne de olsa gözümde tüm cihazlar "fiyat/performans" olarak ölçülüyordu ve ITouch, dokunduğum andan itibaren fiatıyla da cezbedici bir aletti - bir kuruş fazla veremezdim!
Bir kaç ay sonra - ofiste herkesin ITouch'ı olduktan sonra - bir elden düşme teklifi mantıklı geldi ve artık benim de bir ITouch'ım vardı!
Aradan geçen zaman ITouch'a eleştirisel gözle bakmama sebep oldu. Amerika'da oturmadan ve bir ITunes hesabı olmadan ITouch biraz sakat bir cihazdı. Lost dizisini indiremedikten sonra, vido klipleri gönlümce seyredemeedikten sonra bu cihaz tam olarak neye yarardı? Ne de olsa bir bluetooth'u bile yoktu.
Olsun! Kendimi, Video Podcast'lere verdim. Daha önceki IPod yaşantımda Voice Podcastleri indirip, spor yaparken dinlerdim- veya arabada işe giderken. Şimdi ise, Video Podcast'lerim olmuştu. Birinci haftamda tam 20 adet Video Podcast üyesiydim. Tabii, artık arabada ve sporda VCast dinleyemiyordum. Onun yerine yatmadan önce, FEEDlerimi seyredip, bilgilenmiş olarak yatmaya karar verdim.
Tanrım, kendimi Transmetropolitan çizgi romanından Spider Jerusalem'e benzettim. Gelecekte geçen bu çizgi romanda herkes feedlerle yaşıyordu. Küçük küçük, herkesin oluşturabildiği kısa haber parçaları.
Ben de artık bir dünya vatandaşıydım! Bin tane insan benim için küçük küçük haber parçaları yapıp ITouch'ıma koyuyordu ve ben aç aç bu feedlerle besleniyor - ilgi alanıma giren hiç bir şeyi kaçırmıyordum.
Yaşasın next gen! 2008'e giriyorduk ve azıcık da olsa bir bilim kurgu dünyasında yaşamaya yaklaşmıştıl.
Richard Dawkins - Tanrı yok!
Okuyacak bir şey bulamadığımda her zaman yaptığım gibi kendimi D&R'da yeni çıkan kitapları incelerken buldum.
"God Delusion" (Tanrı yanılgısı - ki Tanrı sanrısı olsa daha iyi olurdu) gözüme çarptı.
Non-Fiction kitapları oldum olası çok sevmem, okumam. Benim için kitap, nedense, başka bir boyuta açılan ve hayal gücümü genişleten bir olgu olmalıdır. (Belki de orta okulda kendi isteğimle alıp okuduğum ilk kitabın "Dragonlance Chronicles" olması bir etkendir.)
Ancak, kısa zaman önce, terapistimin önerisi üzerine "İyi Hissetmek" isimli bir kitap edinmiştim. Bu iyi hissetmek öylesine başarılı ve akılcı yazılmıştı ki, okudukça panik-atakvari sorunlarımın düzelmeye meylettiğini görmüştüm. Çıkardığım sonuç şuydu - kitaplar, dost sohbetleri gibi, kişisel gelişim için de işe yararlı olabilirler.
Bu yeni açılan Non-fiction kitap okuma açlığım, kapağındaki "yılın kitabı" tarzı övgü kelimelerine sahip "God Delusion" ı elime alıp incelememe ve sonrasında satın almama sebep verdi.
Konuya hakim olanlar için not: Daha önce (benim ayıbım) Richard Dawkins'i duymuş biri değildim. Adamın, ateistlerin sözcüsü - bir nevi ateist kilisesi baş psikoposu olduğunu bilmiyordum.
İşte bu noktada biraz kendi dinsel görüşümü paylaşmalıyım sanırım. Ben, doğuştan müslüman - daha sonraları koyu müslüman - kutsal kitapları baştan sona okuduktan sonra deist - bunun üzerinde düşündükçe ateist olmuşum. "God Delusion" satın almamdan da önce, bana sorsanız, din insan yapımı, tanrı ise belki başlangıçtaki enerji diye geçiştirirdim. Altına da şunu eklerdim; Din olmalı, sosyolojik olarak pek gerekli!
Kitabı uzun soluklu bir süreçte, üzerinde düşünerek okudum. Çok etkilendim diyemem. Kısaca kitap, ahlakın dinle bir ilgisi olmadığı - kendince tanrının yok olduğunu - daha güçlü bir şekilde tanrının var olmadığını ve dinin topluma yararsızlığı üzerine bir çalışma. Her noktasına katılmam pek mümkün değil.
(Şimdi de yazarın esas kitabı "Selfish Gene" i okuyorum ki God Delusion'un bana en büyük katkısı Darwin'ci düşünceyi sorgulamama ve araştırmama neden oldu.)
Şu dakikada, kitaptan ne aklında kaldı diye sorarsanız hemen "Kargo Kült" leri örnek verebilirim. Lütfen bunu siz de öğrenin.
Bir başka akılda kalıcı yan, büyük ihtimalle daha detayı "Selfish Gene" de yer alabilecek, genlerin bencilliği ve bunun sebebiyle zoraki gelişme ve son olarak evrimle ilgili verilen, aşağıda özetlediğim düşünce olabilir;
"Bir dağ düşünün, dağın bir yüzeyi tamamen dik olsun. Dağın dik yüzeyinin yamacından bir hamleyle dağın tepesine ulaşmak imkansızdır. Oysa dağın arkasını düşünün ki, çok dik değil ve eğri büğrü de olsa, yol uzun bile olsa bir patika olsun. Evrim, bu patikadan yürüyerek dağın tepesine ulaşmaksa, Tanrı inancı direkt olarak bir zıplayışta dağın tepesine ulaşmayı simgeler."

