Gittim, her manyak gibi ben de bir Wii Fit aldım.
Bilenler bu paragrafı atlasın - Wii Fit, Nintendo'nun nefis Wii cihazı için tasarladığı bir "balans tahtası". Şekilde de gördüğünüz gibi, step cihazına benziyor. Hedefi, oyun oynamaktan patatese dönmüş bünyelerimizi sağlıklı hale getirmek. Bunu Wii'ye bağlıyorsunuz, üzerine çıkıyorsunuz ve "oynuyorsunuz".
Ulan bunun nesi oyun be! Terden ölüyorum ben. Egzersiz yapmadan yıllarını geçirmiş bünyeye "oyun" adı altında spor yaptırdınız siz be!
Efendim, Wii Fit'in o beyaz masum haline bakmayın. Oyun oynayarak büyümüş bir herife bunu verin. Oyunlarda hedef, skor yapmak, tüm bölümleri başarıyla bitimektir. Bu felsefeyle bu herif, Wii Fit'te karşısına çıkan egzerzileri bi güzel oyun sansın. Skor yapmaya çalışsın. Beceremeyince tekrar denesin. Her açık egzersizi ilk seferde kapmaya, yapmaya çalışsın.
Wii Fit de çatırmadan, bu şahsa şınav çektirsin, koşu yaptırsın, yoga yaptırsın.
Ulan, 1 saat 30 dakika üzerinde kaldım be! En sonunda cihaz, bu kadar egzersiz yapmak ilk günden sağlıklı değil git su iç falan dedi. Olur mu! Tamamlamadığım 3-5 egzersiz kalmıştı. Onları da yapmalıydım, oyunu tamamlamalıydım.
Bir de, bazı egzersizleri beceremeyince bana basbaya patates falan dedi pis cihaz. Ulan, yenerim ben seni be. Oynadığım her oyunu bitirdim ben. Her gün mü istiyosun? Tüm skorlarım %100 olana kadar rahat yok bana wifit.
Hayır, bir de üzerinde geçirdiğim her 10 dakika için utanmıyor yeni egzersizler açıyor. 40 tane mi ne varmış. Yarısı açtım ben onların ilk seferde. Ama hepsine giremedim, gücüm yetmedi. Yarın yapıcam inşallah.
Neyse, sakinleşelim. Efenim, kısaca, sakın almayın bu cihazı. Görünce kaçın.
Wii Fit - Karmaşık Duygular İçindeyim!
Manyaklar İçin Tedavi - Incredible Hulk!

Sevilen dizimiz Manyaklar İçin Tedavi'nin bu bölümünde sizi inanılmaz yeşil dev Hulk'a dönüştürecek "-meli, -malı" cümlelerinden bahsedeceğiz.
"Şunu yap-malıyım"
"Vaktinde gel-meli"
"Bana saygı göster-meli"
"İyileş-meliyim"
"Zayıfla-malıyım"
"Zengin ol-malıyım"
İşte bu sonu -meli ve -malı ile biten kurduğunuz tüm cümleler sizi yeşil bir deve dönüştürecektir.
O yüzden koyverin gitsin.
Bakınız, mekanizma esasında şöyle işler (istesek de istemesek de):
- Kendinizi motive etmek veya rahat/haklı hissetmek için -meli, -malı cümlesi kurarsınız.
- Bu fikirler sizde baskı yaratır.
- Baskı arttıkça ve -meli -malı gerçekleşmedikçe öfkelenirsiniz.
- Aksine (rejim yap-malıyım) kendinize inat, ilgisiz ve isteksiz kalırsınız.
- Geç kal-mamalıydı!
- Düşüncesiz ol-mamalı!
- Bu kolay işi becer-meli!
Aha, işte şimdi şuna başladınız; insanların performanslarını kendi manyak kriterlerinizle değerlendirdiniz! Yani, başklarını azarlamaya eğilimli ve ona buna kızan biri oluverdiniz.
Aferim, isterseniz, o büyük yeşil dev ellerinizle başkalarını gırtlaklayın ki sizin -meli -malı'larınızı yapsınlar.
Çözüm nedir?
Kendiniz ve başkaları hakkındaki beklentilerinizi düşürün. En azından gerçeklerle uyumlu hale getirin.
Evet belki rejim yapmalısınız ama, buna mecbur değilsiniz! Kendinizi zorlamayın, istediğiniz için rejim yapın yapmak zorunda olduğunuz için değil!
Rahat ol-malısınız!
Dizi Eleştiri: Fallen "Melekler ve melezler"
2007 yılında yayınlanmış kısa bir dizi bu, 6 bölüm. Digiturk'de, Internet'te, iTunes'da bulunabiliyor.
Beni tanıyanlar, her ne kadar maksimum inançsız olsam da, sürekli bu konularda gevelediğimi bilirler. Fikir olarak, melek olsun şeytan olsun, öte dünya olsun, efsaneler, kahinler, cinler periler kahinler vampirler goblinler büyüler fallar çocukluğumdan beri ilgi alanımdadır.
Rastlantısal olarak Fallen dizisiyle karşılaşınca direkt seyrettim tabii. Yine daha önce binlerce benzerini gördüğümüz - düşen melekler ve bu meleklerin insanlarla çiftleşmelerinden doğan yarı melek melez nephilimler dizimizin konusu. Olmazsa olmaz bir kehanetimiz de var: "Bir gün bir nephilim doğacak ona affedici diyeceğiz ve o, tüm düşen melekleri affederek tekrar cennete yollayacak"
Dizi, bu "affedici" Nephilim, onun kimlik bunalımları, gençlik buhranları, düşen melekler ve tabii ki şeytan, iyinin kötünün sorgusu, alev kılıçları, kanatlı meleklerin oradan oraya uçuşu, iyi bildiğimiz meleklerin bu melezleri öldürmeye ant içmeleri ile sürüp gidiyor. Angel & Buffy'den boşalan doğaüstü aksiyon açlığımızı bi nebze olsun dolduruyor.
Sizde oturmuş; Heroes, Lost, Galactica izliyorsanız, Buffy & Angel'i hatmetmişseniz, burun kıvırarakda olsa Smallville'e göz gezdiriyorsanız 5-6 bölüm bunu da seyrediverin. Ha illa değerli vaktimi vasat şeylerle doldurmam diyorsanız kısa dizi olarak gidin Lost Room seyredin, o sizi daha mutlu eder.
Merakınız kabarırsa daha detaylı bilgi Wiki'den
Film Eleştiri: Vantage Point "Kitap gibi film"
Çizgi romanlarda "crossover" denen bir anlatım tarzı vardır. Firmalar, sadece 1 ana karakterle yetinmeyip, öylesine büyük bir hikaye hazırlarlar ki, o yayınevinin neredeyse tüm kahramanları aynı hikayede rol alır. Ancak, bu hikayeyi takip ettiğiniz karakterin kendi kitabından, onun bakış açısıyla okursunuz. Böylece, büyük hikaye bir çok kahramanın gözünden, çoğu zaman aynı olaylar tekrarlanarak bile olsa anlatılır. Tüm hikayeyi anlamak için ve tam zevki almak için, her kahramanın kitabını okumak gereklidir. (Evet! Firmalar bunu satış arttırmak için yaparlar)
Vantage Point; benzer bir tekniği kullanan dahiyane, MÜTHİŞ bir film.
Amerikan başkanına yapılan bir suikast girişimini anlatıyor. Bu bilindik ve binlerce kere filmlere konu olmuş hikaye, bir düzine enfes oyuncuyla - crossover benzeri bir teknikle işleniyor.
Her kahramanın bakış açısıyla, hikaye netlik kazanıyor ve en sonunda teroristlerin bakış açısıyla ve tüm kahramanların yer aldığı bir finalle sonlanıyor. Son derece standart, son derece klişe, son derece rutin böylesine bir filmi - sadece anlatış şeklinin başarısıyla zevkten kudurarak izliyorsunuz.
Bugüne kadar film ve kitapları karşılaştırırken filmlerde olamayan 2 teknik sebebiyle kitapları üstün tutardım:
- Bakış açısı. Kitap sadece bir veya bölümlerde değişmek suretiyle birden fazla kişinin bakış açısıyla yazılabilir. Bakış açısı kimdeyse sadece onun gözlerinden görürsünüz, dünyayı onun algıladığı gibi algılarsınız ve sadece onun bilebildiklerini bilirsiniz. Vantage Point bunu bir filmde yapmayı başarıyor.
- İç ses. Kitaplarda, kahraman düşüncelerini sizlerle paylaşır, iç sesiyle konuşur. Vantage Point, belli bir anda sadece 1 kişiye focus olarak, oyuncuların kabiliyetiyle bunu da başarıyor. Özellikle, zaten başlı başına süper bir oyuncu olan Forest Whitaker oyunculuğuyla çok güzel bir iç ses yaratıyor.
Bu filmi, ne yapıp edip seyredin. Siz de benim gibi, zaten temcit pilavı gibi tekrarlanan konulardan sıkıldıysanız, en azından farklı bir bakış açısına sahip bir filmle nefes alabilirsiniz.
DigiTurk'den Hala Nefret Ediyorum!
Daha önce de belirttiğim gibi Digiturk Plus sahibiyim. İlk haftalarda heyecanla HD content olacak diye abuk subuk, televizyon filmi olarak çekilen bir sürü korku/heyecan filmini kaydetmiştim. Bugün, yemek yerken bir tanesini seyretmek aklıma geldi.
Adı Forbidden Secrets. Çocukluğunda, sevgili annesinin teyzesini öldürüşüne ve hemen ertesinde havuzda kendini boğmaya kalkmasına şahit olmuş büyük göğüslü sarışın bir kadının boşanmasıyla açılıyor. Şaşırtıcı derece zevkli bir film. Sonunu merak da ettiriyor - gizemli çünkü.
Neyse efendim, sonunu HALA merak ediyorum.
Çünkü GERİZEKALI Digiturk KENDİ KANALINDA, KENDİ İNSİYATİFİYLE, REKLAMSIZ ve canlı yayın olmaksızın yayınladığı bu filmin zamanını YANLIŞ yazmış. Kendi aptal Digikutu'ları da, kayıt için etiketlenen bu filmi, gerçekdışı bir zamanda kayda başlamış ve bitirmiş.
Kısacası filmin son 15 dakikası YOK. Kaydedilmemiş.
IMDB dahil bir sürü siteye baktım, uyduruk bir film olduğu için tam özeti de yok. Evet efendim, hayatımın 1.5 saatini bir filme harcadım ve sonunu göremedim.
Digiturk, senden NEFRET ediyorum!!!!!
Manyaklar İçin Tedavi - "Dürbüne tersten bakmak"
Bir süredir sizi, "İyi Hissetmek" kitabından çarptığım, 10 bilişsel çarpıtma hakkında bilgilendirmeye çalışıyorum. Öyle ki, gelen bir yorumda yolu yanlışlıkla buraya düşen bir genç beni psikolog sanmış.
Herneyse:
Büyültme ve Küçültme
Kısaca kendi hatalarınızı büyültürken, başarılarınızı küçültme yanılsaması. Dürbünü ters tutmak. Bir hata yaptığınızda o hata; korkunç, felaket, rezil edicidir. Başarılarınızı ise farketmeyecek kadar küçültürsünüz.
Buna devam etmeniz kendinizi, kendinize aşağı göstereceği gibi - ister istemez davranışlarınızla bu yanılsamanız başkalarının da sizi aşağı görmesine olanak tanıyacaktır.
Duygusal Kararlar
Depresyonda olanların EN SIK yaptığı EN ÖNEMLİ hatalardan biri, kararlarını mantıklarına göre değil duygularına göre almalarıdır. Bu en önemli hatadır çünkü zaten depresyonun tanımı duyguların ve hissedilenlerin gerçekdışı olmasıdır. Bu durumda zaten depresyondaysanız ve kararlarınızı da depresif duygularınıza göre alıyorsanız, sıçtınız.
"Bunalıyorum ve mutsuzum. Problemlerimin çözümü mümkün değil."
"Havamda değilim, bugün yataktan çıkmayacağım."
"Suçlu hissediyorum, demek ki kötü bir şey yapmışım."
Burada altın kural, duygularınızı yaratan düşüncelerinizi sorgulamaktan geçer. Çözüm mümkün değil kararını almadan önce neden bunaldığınızı bir kağıda yazmayı deneyin mesela.
Film Eleştiri: Ruins "İçimden çimen çıktı"
"Bir ingiliz, bir fransız, bir de laz" ne kadar klişeyse 2 genç amerikan çiftin gözlerden ırak bir yere gidip katletilmesi de o kadar klişedir.
Genç Amerikan çiftleri, korku film literatürünün başlangıcından beri abuk subuk yerlere gidip çeşitli vahşi şekillerde farklı farklı sapıkların veya insanüstü güçlerin sırayla kurbanı olmaktadırlar.
İzleyici, bu tip filmleri afişinden tanır ve ne yiyeceğini bilerek zevkle bu filmlere gider ki hala çekilmeye devam edilirler. Genel bahis konusu, ölüme giden bu kahramanların hangi sırada öleceği ve en son hangisinin kalacağıdır.
Ruins yine tarzın güvenilir bir filmi, sürpriz çıkmıyor - değişik bir şey olmuyor, klişeleşmiş yapısıyla devam ediyor ve beklenen bir sonla bitiyor.
Restorana gidip zaten sevdiğiniz bir yemeği tekrar istemeyle aynı şey bu. Ne çıkacağını biliyorsunuz, seviyorsanız gidin yiyin.
Film Eleştiri: In The Name Of The King "Koşarak kaçın"
Uwe Boll isimli Alman yönetmeni duydunuz mu?
Duymadıysanız, filmlerinden uzak durum. Duyduysanız zaten uzak duruyorsunuzdur. (Belki de Uwe Boll bir daha film yapmasın imza kampanyasına katılmışsınızdır. Gerçekten, var bu kampanya)
Bu arkadaş, bilgisayar oyunlarına pek feci filmler yapmasıyla ünlü. Mesela, Alone In The Dark... Mesela BloodRayne...
Esasında, azmine şaşmak lazım çünkü bu tarz filmlerin sadece yönetmeni değil. Oyun filmleri için:
- Gidiyor, parayı bastırıp lisansını satın alıyor...
- Prodüktör oluyor...
- Senaryoyu yazıyor...
- Yönetiyor...
Gelelim filmimize, Dungeon Siege isimli; "çiftçiden başlayarak bütün krallığa hükmeden bir kahraman olma" konulu rol yapma oyunu filme dönüştürülmüş.
İçinde goblin benzeri, elf benzeri, büyücü benzeri fantazi öğeleri olan bir film ne yapılabilir de REZALET hale getirilebilir? Buyrun inceleyelim...
- Başrole, piyasada aynı anda 3 filmi olan - kel - Jason Statham konulur. Bir salonda Bank Job oynarken diğer salonda barbar Statham akılda kavram karmaşası yaratır.
- Kötü adama son derece modern deri giysiler giydirilir ve modern bir saç kesimi yapılır ki filmin uyduruk olduğu ortaya çıkar.
- Azıcık bir konusu olan (oyun bu yahu, hemde strateji oyunu neredeyse) filmi 120 dakika sürdürür, orjinal versiyonu ise 180 dakikadır. Allahtan 120 ye kesilmiştir.
- Goblin'e benzer "düşman" yaratıkları öylesine kötü yapar ki - Dünyayı Kurtaran Adam yaratıklarıyla yarıştırılabilsin.
- Elf konseptini alır, feminizm ile harmanlar.
- Diyalogları sıkıcı, kamera açılarını rezalet yapar ki; amatör film gerçekliği sağlanır.
Aman Allahım ne demişim ben!!!

İnanmıyorum, şu ayaküstü röpörtajda ben ne demişim - ne anlaşılmış - ne yazılmış. Gülmekten patlayarak yok olacağım sanırım.Türk Nokta Net 'den ayrıldıktan sonra iş hayatına HitNet ile devam eden Orkun Peşinci 2002 yılından beri Altın Örümcek jüri üyesi olarak görev yapıyor. Orkun Peşinci ile yapılan röportajda bize görüşlerini şöyle anlattı. ''Geçmişe doğru bakarsanız yani 1996 yılında işe başlamış birinin bugünkü görüşüne bakarsak dünya trendleriyle çok daha uyumlu bir hale geldik ve tasarım genişliğiyle beraber Türkiye'de de buna benzer interaktif siteler en kısa zamanda tüm ülkelerde olduğu gibi global olacak ve hareketine devam edecek. Altın Örümceğin 5 senelik geçmişine bakarsak geriye doğru değil sürekli ileriye doğru giden bir yönle hareket ediyor. Gazeteler 3-4 sene önce okulların web tasarım evleri denilen kişilere yaptırdığı web sitelerinin yerine reklam ajanslarının interaktif ajansların birleşiminden oluşan interaktif denilen, ajans denilen bir kavramla birlikte internet sitesi,tasarımı yani internet sektörü yerine oturdu. Ayrıca başarılı idoller ve uygulamaları sayesinde de hani Türkiye'de herhangi bir şekilde internette şu açık var veya bu açık var, içerik yok denebilecek noktaları geçeli çok oldu.''
Orjinal sayfasına da göz atınız.
ps. N'olur üşenmeyin yorumları da okuyun, Ekim'in enfes yorumu - yemek üzerine yenen tatlı kıvamında.
Dizi Eleştiri: Galactica
Şöyle bir tez var: Rating ölçer cihazları ortalama izleyici kitlesiyle buluştuğu için, genel izleyiciye uygun diziler & programlar yüksek rating alır, çok seyredilir gözükür. Oysa hedef izleyici kitlesi olan diziler, diyelim ki geekler için çevrilmiş olanlar ortalamaya hitap etmediğinden ratingleri düşük kalır.
Bu tezin doğruluğu, dizilerin DVD olarak piyasaya sürülmesi sonrası ortaya çıktı. Düşük rating alan bazı spesifik hedef kitleli diziler ki bunların içinde Joss Whedon Serenity, Futurama gibilerini sayabiliriz, ekstrem DVD başarıları yakaladılar.
Bunun başka bir ispatı da filmler, yani rating ölçüm cihazları yerine satın alınan biletle başarısı ölçülen medyada nedense; bilim kurgu, korku gibi genelde TV'de çok iş yapmayan türler hep box office'de yukarıya oynarlar. Keza iTunes gibi yine dizi satın alabildiğiniz medyalarda da bu özel kitleli türler hep ortalamaya oynayan dizilerden daha çok satın alınırlar.
Bunları söyledikten sonra, az izlenen Amerikan sci-fi channel ki bu seneye kadar HD'ye bile geçememişti, Galactica gibi ilk 10'a rating olarak giremeyen ama biz 3x'li yaşlardakilerin gönüllerine taht kurmuş bir diziyi konseptiyle de oynayarak tekrar başlattı.
4 sezon ve 1 de TV filmi, yanında çizgi romanıyla birlikte gelen Galactica, bilmeyenler için; Gelecekte insanların yarattığı akıllı robotların insanlığı yok etmesiyle başlıyor. Bu efendi tanımaz Asimov kanunlarından yoksun pis robotlar, dünya dışında kolonileşmiş insan ırkını anlık bir saldırıda yok ediyorlar. Geriye sadece donanmadaki en eski gemi Galactica ve bir kaç askeri olmayan yolcu gemisi kalıyor. Parmakla sayılabilecek kadar insan, koskoca bir robot ırkını arkasına takarak kolonizasyonun başladığı sanılan mitik "Dünya" gezegenin bulmaya çalışıyorlar.
Çocukluğumuzdan tanıdığımız Starbucks ve Apollo bu sefer birbirine aşık kadın ve erkek pilot olarak geri dönerken, saylon taraftarı doktor Baltar müthiş bir oyunculukla değişmezler arasında yer lıyor. Ancak, dizinin yaşça büyük oyuncuları Amiral Adama ve kalan üç beş kişinin Amerikan Başkanı bayan Roslin, oyunculuk başarılarıyla Apollo ve Starbucks'dan rol çalıyorlar.
İlla eleştiri yapmak gerekirse, Saylon'ların (Robot ırkı - heyecanla konuşurken Saylon'lular diye de hitap etmekte sakınca yoktur) gelişkin modellerinin 6+5 insandan oluşmalarını sayabiliriz (bilmeyenler için parantez 6 adet generic saylon modeli ve 5 tane bonus gizli saylon modeli var). Bu insana benzeyen Saylon'lar bende durup durup "maliyetten kaçmak için robotları insan yapmışlar" düşüncesinin oluşmasına sebep oluyor (Ki içlerinden bazı modellere erkek insanların canı feda).
Seyretmeyenler tez seyrede! Çünkü bu sezon dananın kuyruğu kopacak ve dünya bulunacak - dizi planlandığı gibi tadında bitirilecek.
So say we all...
iTunes'dan hala nefret ediyorum!
Geçtiğimiz aylarda iTunes'a nefretimi belirtmiştim, daha sonra applefaresi arkadaşımın da yardımıyla sorunumu istenmeyen yollarla çözdüm.
Bu sefer daha da delice bir şey yaptılar! iTunes kullanıcısı olan bizleri, iTunes yüklü olan tüm bilgisayarlarımızı (ev, iş, laptop) Safari indirmeye mecbur ettiler!
Sayın Steve Jobs, zaten ayda 1 update ettiğiniz ve bu yüzden bilgisayarımızı restart etmemizi gerektiren çok sevdiğimiz iTunes uygulamanız, NEDEN kullanmak istemediğim Safari browserınızı yükletmek için her gün popup çıkartıyor? NEDEN???
Ben Firefox'tan memnunum, canım isterse Safari yüklerim. Bana zorla niye Safari yükletmeye çalışıyorsunuz? iTunes ile Safari'nin ilgisi ilişkisi nedir? iTunes spyware program mıdır? iTunes updater bir browser yüklemeyi nasıl zorunlu tutar? Her güzelliğinizin yanında bir de manyak mısınız?
Microsoft işletim sistemi içine Explorer gömdü diye ayağa kalkan insanlık, Apple'ın bu Safari gömüsüne de tepki gösterin! Program ne çıkarırsa korkup OK'e basan insanlara ayıp değil midir? Ortalama bir kullanıcıya Safari'yi istemeden ne hakla yükletiyorsunuz? Allah bilir çaktırmadan kendini ana browser'da yapıyordur Safari. Hani insanlık dostu Apple? Microsoft şeffaflaştıkça siz kapandınız, gücün hangi tarafına kaydığınıza dikkat edin!
ATI'den nefret ediyorum!
Galactica yeni sezon 2. bölümü seyredecektim. Eve heyecanla geldim. Bilgisayarın başına geçtim.
Bilgisayar kapalıydı.
Elektrikler kesildi sandım. Açtım. "Loading your personal settings" dedi. Öyle kaldı. 5 dk geçti, windows açılmadı.
Profilimde sorun olduğuna inanır gibi oldum, yeni profil yaratayım dedim. Yeni profil yarattım. Onunla girmeyi denedim. Yok, açılmıyordu.
Hard diskte bir sorun vardır, dedim, bad sector vardır - bişi olmuştur profili yükleyemiyordur dedim. Checkdisk yaptım. 1 saat sürdü. Yok, açılmıyordu.
Profilde sorun yoksa, bilgisayar açılışında bir programın sorun çıkarıyordur dedim. Safe modeda açtım. Teker teker, startupdaki programları uninstall ettim. Yok, açılmıyordu.
Network sorunu olabilir dedim. Network bağlantılarımı kestim. Gereksiz USB deviceları çıkarttım. Yok, açılmıyordu.
Driverlara ve servislere geçtim. Printer driverini uninstall ettim. SQL etc. gibi servisleri durdurdum. Event viewer'da hayatta 1 kere bile olsa hata vermiş tüm servisleri kapadım. Yok, açılmıyordu.
Geriye, ekran kartı kalmıştı. ATI Catalyst'i uninstall ettim. AÇILDI.
Beynimden vurulmuşa döndüm. Bundan yaklaşık 2 ay önce ATI crossfire grafik kartım yanmıştı. Çöpe atıp, bu sefer ATI EAH2600 almıştım. Daha gencecik yeni bir ekran kartıydı.
Açıldıktan sonra ekran driverlarını geri yükledim. Yine açılmıyordu. Uninstall ettim, açılıyordu.
Bilgisayarım, bir şekilde ekran kartı driveri alerjisine kapılmıştı.
Bu non stop install uninstall döngüsü içinde bir noktada, "cpularım arasında zaman farkı var, fatal hata" gibisinden popuplar çıkmaya başladı, çeşitli adreslerde hatalar çıkıyordu. Ekran popuplarla doldu... bilgisayarın fişini falan çektim. Sabah 03:00 olmuştu. Gittim yattım.
İşte bu yüzden galactica eleştirisi yok bugün. Akşam tekrar makineyi ayağa kaldırmaya çalışacağım.
Megalomani psikolojik bir sorun değildir!
Bugün bahçede volta atıp sigara içerken birden aklıma geldi.
Bunca yıldır; megalomaniyi, herşeyi ben bilirimciliği, başkalarının fikrini kabul etmemeyi ve hep burnunun dikine gitmeyi sakınılması gereken psikolojik bir sorun olarak görürdüm.
Hayır efendim. Megalomani psikolojik bir sorun değildir. İlla sorun olacaksa sosyal bir sorundur.
Psikolojik sorunlar, genel olarak kişinin kendisini rahatsız etmesini gerektirir. Oysa, megaloman kişi kendi dışındakilere rahatsızlık verir, kendisi ekstrem derecede mutludur. Hatta, bu çıkarımla megaloman olmamanın çok daha kolaylıkla depresyona yol açtığı savunulabilir.
Megaloman kişinin çekeceği sorun ancak şu olabilir; Uzun süre ve kesintisiz megalomaniye devam neticesinde çevresini bıktırıp uzaklaştırabilir ve yanlız kalabilir. Bu, ilk önce, megalomanisinde artışı da tetikler. Yanlız kalıp, kontrol mekanizmalarından yani toplumdan uzaklaştığı için kendini daha üstğün görmesi, fikirlerinin doğru olduğuna daha da bir inanmasını sağlar.
Dolayısıyla, sadece uzun vadede, megalomanyaklar yanlızlık çekebilirler ve yanlızlığın getireceği bunalımlardan dolayı psikolojik sorun sahibi olabilirler.
(Süper, gören de psikolojik danışmanım bu konuda derecem var falan sanır - ne güzel net net konuşuyorum doğruymuş gibi)
İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği III - Müslüman Doğmak
Bir süredir de bu aklıma takılıyor. Müslüman doğmak. Türk doğmak gibi birşey, İstanbul'da doğmak gibi birşey. Nüfus cüzdanına müslüman yazılması.
Müslüman çocuk kavramı - bunu da Richard Dawkins'den kopya çekerek söylüyorum - Solcu çocuk demekle benzer bir şey. Bir çocuğun, bebek yaşta "Solcu" olması ne kadar imkansızsa, bir din mensubu olması da benzer imkansızlıkta değil midir?
Hak dini İslam ise, Amerika'da doğan garibanlara yazık değil midir? Onlarda, ister istemez Hristiyan doğuyorlar.
Anne ve babalarımızdan dolayı %99'umuzunun müslüman doğduğu durumunu kabul edelim. Başka bir gariplik gözüme çarpıyor bu sefer: Müslüman doğup, ister istemez ve belki de isteyerek müslüman genç haline gelmiş kişilerin, kutsal kitabı okuma yüzdesi.
Hayatlarımızda en önemli konulardan biri inancımızken, namazımızı kılarken, orucumuzu tutarken, hiç birini yapmasak bile en azından bir cenaze namazına katılmışken, bir çok anımızda dualar okurken, günün 5 vakti ezan sesini duyarken, namaz kılan ananelerimizin önünden geçmezken, türban takanları aşağılarken veya tam tersi türbanımızı takarken, okullarda dualar ezberlerken, mezarlıkta ölmüşlerin ruhuna ezberlediğimiz duaları tekrarlarken NEDEN NERDEYSE HİÇBİRİMİZ KUR'AN okumuyoruz?????
Okuduğumuzu varsayarsak, bir hamburgercide yemeğimizi bile seçerken kılı kırk yaran bizler diğer alternatif kitapları NEDEN okumuyoruz?????
Çoğunluğumuz nasıl olur da dini bilgimizin hangi kısmının direkt Kur'an-dan hangi kısmının hadislerden, hangi kısmının islam alimlerinden, hangi kısmının öğretmenlerimizden, hangi kısmının hocalardan, hangi kısmının kulaktan, hangi kısmının komşudan geldiğinin analizini yapabilecek kadar bilgi sahibi değiliz?
Ama %99'umuz, nüfus cüzdanımıza göre müslümanız.
Garip.
İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği II - Ölümden Sonra Yaşam
Ölüm, insanın belki de başedemeyeceği en büyük korku. Akıllı bir varlıksın, öleceğini biliyorsun ve bu bilgiyle yaşamaya mahkumsun. Dolayısıyla, ölüm, herhangi bir toplumun, herhangi bir düzenin, herhangi bir cezanın assolisti olmak durumunda. Bence, temel korku - ölüm. İlk insandan, son insana kadar.
Varlığının sona ereceği bilgisini kabul etmek, bununla yüzleşmek gerçekten zor.
Bu bağlamda, dinlerin daha doğrusu inanç sistemlerinin - en ilkelinden bahsediyorum - en insan yapımı olanı da olabilir, ölüme bir açıklama getirmesi otomatik olarak gereklidir. Bana sorarsanız, herşeyden önce sırf ölümün varlığı inanç sisteminin doğmasını gerektirir. Başarısızlığı bile kolay hazmedemeyen insan doğasının, ölümü kendi kendilerine hazmetmesi olağanüstü zordur - bir afyona ihtiyaç duyulması, bir umuda ihtiyaç duyulması olağandır.
İkinci seviyede, öleceğini bilen bir insanın genel olarak kurallara uygun davranmasını sağlamak - onu da geçelim, ilerlemesini sağlamak için de bazı gereklilikler olması gerektiğini düşünüyorum. Ahlak kavramının oluşması için, en başında, bazı ödül ve cezaların sunulması gerekli. Tabii, bu kavramı günümüz için düşünmüyorum - tarihin karanlık sayfaları sırasında gelişmemiş insan toplumları için geçerli.
Ölümden sonra yaşam vaadi olması iki problemi de kökünden hallediyor. Öncelikle umut. Daha sonra iyiliklerin ödüllendirilmesi. Kişinin sonsuza kadar varlığını sürdürebilmesi.
Bu öylesine gerekli ve öylesine rahatlatıcı bir düşünce ki; başımıza gelen tüm haksızlıkların kolay yoldan çözümü, ölümün korkusunu son derece azaltıcı, toplumun işleyişi için fazlasıyla yararlı ve bir inanç sistemi için çok önemli bir yapı taşı.
İster bizi bekleyen hurilere ağırlık veren bir söylem olsun, ister kafirliğin en büyük cezası yanıp yanıp iyileşip tekrar yanmak yanmak olsun, ister herkesin aynı yaşta olması olsun, ister kat be kat cehennemler olsun, ister reenkarnasyon olsun, ister yüce ruha dönüşüp ışık kümeleri şeklinde uzayda dolaşmak olsun, ister mumyalanıp korunmak olsun, ister dondurulup gelecekte çarelerimize derman bulmak olsun, ister eserlerimizle kuşaklar boyu anılmak olsun, ister beynimizi direkt internete yüklemek olsun, ister vampirler zombiler olsun bütün bu farklı görüş ve ihtiyaçların hepsi tek bir noktada birleşiyor - ölümü hafifletmek ve alt etmek.
Ben ise ne yazık ki şöyle düşünüyorum: Kahretsin ki, nasıl bir televizyonun fişini çekince onun için sonrası yok - bizim için de yok.
Tarih boyunca yaşamış HER BİR İNSAN için sonsuza kadar varolmayı gerektirecek ölümden sonra yaşam fikrinin avunma dışında bir mantığı yok.
Oyun Eleştiri: Wii - Mario Kart! "Zevkten Kudurmak"
Bundan önce oynadığınız TÜM oyunları unutun. Buna Smash Brothers, Final Fantasy, Pong, WoW falan da dahil.
Oyun BU.
Wii için Mario Kart'tan zevkli bir oyun son 3-5 yıldır oynadığımı hatırlamıyorum; PS2, PC, Wii, DS, PSP, PS3, XBox 360 için geçerlidir bu dediğim.
Niye?
1. Daha önceki neredeyse tüm Mario Kart oyunlarında olan haritalar mevcut.
2. Gerekli gereksiz tüm karakterler oyunda mevcut.
3. Kart arabaların yanında, motorsiklet kullanabiliyorsunuz.
4. İster GameCube kontolü, ister nancakla, ister remote'unuzu direksiyon gibi kullanarak (ve özel direksiyon apartıyla da birlikte) oynayabiliyorsunuz.
5. Dört kişi aynı anda oynayabiliyorsunuz.
6. Internet üzerinden oynuyorsunuz ve zevk zaten burada başlıyor.
7. 4 kişi evden ve üzerine Internet üzerinden aynı anda oynayabiliyorsunuz. Yani 12 insanla oynayabiliyorsunuz ve o sırada 4'ü sizin evde olabiliyor.
8. Oyundaki pislik seviyesini ayarlayabiliyorsunuz. Böylece vahşi maddeleri etrafa ata saça gülmekten patlayabiliyorsunuz.
9. Internet üzerinden oynarken çok fazla lag yok. (Bazen sistem sizi dışarı atıyor - o zaman da 1. oluveriyorsunuz)
BU OYUNU LÜTFEN N'OLUR HEMEN İLK FIRSATTA HEP OYNAYIN. BUNU OYNAMAK İÇİN WII ALABİLİRSİNİZ. LÜTFEN OYNAYIN.
İnançsız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Bölüm I - Reenkarnasyon
Yeni yazı dizimizde, 100% inançsız MoD, durumunun verdiği özgürlükle bazı tabular hakkında ahkam kesecek. Bu vesileyle bir sürü nefret, kınama ve tehdit almayı hedefliyorum.
Öncelikle "inançsızlık" kastım, sadece din vesaire olarak algılanmamalı: Yazı dizisi ilerledikçe görülecek olduğu gibi HER TÜR sorgulamadan kabul edilen konu inançsızlık kapsamına girecek. Ağırlıklı olarak tüm fantastik, doğa üstü, psişik, parapsikolojik, batıl düşünceler teker teker ele alınacak.
Tabii ki, bütün bu düşünceler tamamen MoD'a ait olup, kesinlikle çürütülebilir, yalanlanabilir ve yanlış bulunabilir. Ancak, değerli okuyucu, düşüncelerimi en azından aklınızda tartmanızı rica ediyor olacağım. Hedefim, sizi düşündüklerinizin aksine inandırmak değildir; sadece, yapabilirsem, görüşünüzü genişletmeyi hedefliyorum.
Reenkarnasyon: "Yararlı Bulmuyorum"
Tartışacağım konu, reenkarnasyonun varlığı veya yokluğu değil. Sizin, inancınıza göre daha önce prenses olup olmamanızı, ölünce bir böcek olarak dünyaya tekrar geleceğinizi ya da sürekli reenkarne ola ola ruhunuzu yüceltip eğitiminizi tamamlıyor olacağınızı tartışmayacağım.
Tek bir sorumvar: Reenkarne olup olmamanız sizi neden ilgilendiriyor?
Daha önceki yaşamlarınızı hatırlamadığınız müddetçe, dünyaya ilk gelen insan olup olmamanız sizi hiç bir şekilde ilgilendirmiyor. Piramitleri yapmış olan firavunların yeniden vücut bulmuş hali olmanız size bir şey kazandırmıyor. Bundan sonraki yaşamınızda, zaman makinesini yaratacak olan üstün bilim adamı olacak olmanız da şu anki varlığınızı ilgilendirmiyor.
Çünkü bu kişilerin hiç biri SİZ değilsiniz - Hatırlamıyorsunuz.
Bir süre sizi SİZ yapan şeyleri düşünün. Huylarınızı, hatıralarınızı, genetik mirasınızı ele alın. Reenkarne olduğunuzda bunların hiç birine sahip olmayacaksınız. Yeni bedeniniz sizden bi haber olacak, siz de yeni bedeninizden.
Denilebilir ki, reenkarnasyonlarım arasında vuku bulan ve esas BEN olan ruhum ve/veya varlığım, bu ölüm/doğum aralarında tüm yaşamışlıklarımdan haberdar oluyor. Daha da ötesi, her yaşamım bu ruha bir katkı sağlıyor. Tamam. Kabul edelim.
İyi de bundan SİZE ne? Siz o yüce ruhunuzu bilmiyorsunuz - hatırlamıyorsunuz. O sizi hatırlıyor, biliyor - O düşünsün.
Özetle, reenkarnasyonun var olup olmaması sizin için herhangi bir önem teşkil etmiyor olmalı. İnanmakta özgürsünüz elbette, ama inanmadığınız için kaybettiğiniz bir şey de yok.
Eğer, önceki yaşamlarınızı hatırladığını söyleyen biriyseniz size sorum şu olacak: Ne gibi bir yararını gördünüz?
Manyaklar İçin Tedavi VI - "Atıl Kurt!"
Sevildiğini sandığım ancak kimsenin yorum yazmaması neticesinde sevilmediğini anladığım yazı dizimizde bugün "Sonuçlara Atlamak" isimli depresyonist düşünceyi ele alıyoruz.
2 tip olarak görülür:
Akıl okumak
Size karşı insanların ne düşündüğünü tahmin etmek ve gerçekten öyle düşündüklerine inanmaktır. Tabii ki biz manyaklar için bu durum insanların non-stop sizin hakkınızda OLUMSUZ düşündüğünü sanmak ve böylece kendinizi sürekli aşağılanmış hissetmek demektir.
İş yerinde bir arkadaşınız size sabah "Merhaba" mı demedi? Demek ki, kötü bir şey yaptınız ve o sizden nefret ediyor, bu yüzden merhaba bile demiyor.
Yolda size her zaman selam veren biri selam vermeden geçti mi? Demek ki, artık size değer vermiyor. Bir daha onunla konuşma imkanınız kalmadı.
Toplantıda bir şey anlatırken, biri bambaşka bir şeyle mi ilgilendi? Demek ki, ya anlattığınız şey saçma sapan, ya konuya hakim değilsiniz ya da kimse sizi iplemiyor.
Manyak mısınız siz?
Belki, iş yerindeki arkadaşınız size merhaba demedi çünkü bir iş yetiştirmeye çalışıyordu veya ailevi bir problemi vardı.. Belki de dedi ve duymadınız...
Yolda size selam vermeyen kişi belki sizi görmedi? Belki tuvalete yetişmeye çalışıyordu? Belki bir şey düşünüyordu?
Toplantıda sizi dinlemeyen kişi belki gerizekalının biriydi, belki kendi sunumu için hazırlanıyordu, belki konuyu biliyordu, belki canı başka bir şeye sıkılmıştı?
Olamaz mı? Olamaz tabii, çünkü herkez sizden nefret ediyor - dünyada en önemli şey sizsiniz ve herkez size süper davranmak zorunda.
Falcılık Yapmak
Kötü bir şey olacağını düşünüyorsunuz ve bu düşüncenizi otomatikman kabul ediyorsunuz değil mi? Manyak olduğunuz için oluyor bu, merak etmeyin.
Proje mi açtınız.. kesin patlayacağını düşünürsünüz.
Kız arkadaşınız sizi 1 saat aramadı mı? Ayrılacağını düşünürsünüz.
Yeni bir restorana mı gittiniz? İsteyeceğiniz şeyin kesin çirkin olacağını düşünürsünüz.
Daha önce gitmediğiniz bir yere mi gidiyorsunuz? Kesin kaybolacaksınız.
Kendinizi iyi hissetmiyor musunuz? Kesin kanser oldunuz, başka yolu yok.
Bunun yerine, bu olumsuz düşünceye sahip olmadan sonucu beklemeye ne dersiniz? Daha rahat olmaz mı?
İkisi bir arada
Alın size süper bir senaryo:
Bir arkadaşınıza telefon ettiniz. Açmadı. 1 saat geçti, geri de aramadı. Önemsiz olduğunuzu düşündünüz ve üzüldünüz (Zihin okudunuz) daha sonra siz de geri aramadınız. Çünkü ararsanız altta kalacaktınız ve aptal durumuna düşecektiniz (Falcılık yaptınız). Arkadaşınızla ilişkinizi kafanızda bitirdiniz.. ondan nefret ediyorsunuz artık! Süper. Hak etti.
1 ay sonra ortak bir arkadaş toplantınızda karşılaştınız. Önce epey bir kaçındınız.. sonra o yanınıza geldi ve öğrendiniz ki; meğer yanlış bir numaraya telefon etmişsiniz. Ya da, telefonu çalınmış. Ya da fark etmemiş...
Süper böyle devam edin.
DigiTurk'den Nefret Ediyorum!
Nefret serisine bir yeni ek daha :)
DigiTurk'un çok eski bir müşterisiyim. Sanırım 7 yıl oldu. 7 yıl boyunca neredeyse hiç yenilik yapmadan bugünlere geldiler - yaptıkları tek yenilik daha çok para almak oldu (veya ne idüğü belirsiz interaktif kanallar yayınladılar). Halen bir hedef kitle seçmeyi beceremeden, sadece lig yayın haklarını ellerinde bulundurmanın kaymağını yediklerini düşünüyorum.
7 yıl boyunca philips digi kutularını bile değiştirmeyi beceremediler. 1-2 denediler olmadı. Takılmalar, hiç bir zaman doğru ve zamanında yüklenemeyen guidelarla bunca yıl -yayın- yaptılar.
Daha sonra DigiTurk+'ı çıkarttılar! Aman allahım Türkiye'de HD!!!!!!!!!!!! Tabii bedeli olmalıydı - 100 liralık yeni receiverlarını 700 liraya satmalıydılar. Ama olsundu, HD yayınımız olacaktı! Neye yaradığını bilmediğimiz ama büyük bir gazla aldığımız LCD TV'lerimiz bir işe yarayacaktı!
Hemen aldık tabii... ANCAK İÇİ BOŞ ÇIKTI. HD yayın! 24 saat "National Geographic" seyredecek derece belgesel manyağı olsaydım süper olacaktı. Ancak olmadı, ben diziler filmler maçlar istiyordum...
Ayda 5-6 tane HD film verip, haftada 1-2 tane HD maç verip bununla yetineceklerini aklıma hayalime getiremezdim. Ama ne olacak? Fox'dan aldıkları 1-2 tane İngiliz maçı, sadece 3 büyüklerin İstanbul'da yaptıkları maçlar ve HD versiyonunu herhalde onlara bedavaya veren 5-6 tane film. Neyinize yetmiyor? 24 saat National Geographic var ya - çeşitli böcekleri HD izleyebiliyorum 700 milyon liraya!
Kutuları kayıt yapabiliyor hem! Tabii o da, hiç bir zaman yayına zamanında başlamayan programlarla nefis oluyor zaten. Kaydedebildiği zaman ise otomatikman silinmesi gibi sorunlar var bazen ama o da önemli değil. Nasıl olsa programlarını güncelleyecekler. 1-2 sene beklersek, bilinen 102 tane BUG düzelecek.
Bir de Digiturk dergileri var. Elime ulaşmıyor diye iptal ettiğim dergileri. Birikmiş bir milyar puanımla 12 aylık bedava abonesi oldum. 7 senedir HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞMEMİŞ. Hala elime ulaşmıyor.
Hatta dün akşam 21'de maçı seyrederken SMS geldi, "Derginiz elinize ulaşmıştır. Ulaşmadıysa bizi arayın". Ayın 2 si olmuş, gazetecilerde dergi satılalı 1 hafta olmuş. Bir de dergiyi elime ulaştırdıklarını iddia ediyorlar, akşam 9'da.
Süper.
Bankalardan Nefret Ediyorum!
Her gün - her allahın günü - ister bayram ister hafta sonu ne olursa olsun bana mutlaka bankalardan SMS ve e-posta geliyor.
E-postaları spam yaptım geçtim diyelim. SMSleri ne yapacağım? Ben günde 10 tane banka SMS'i almak zorunda mıyım?
O kadar çok reklam SMS'i geliyor ki artık - SMS'leri dikkate almıyorum! Evet, SMS gelince kılım kıpırdamıyor. Telefonuma bakmıyorum bile. Genelde de birikmiş olanları akşam okumadan siliyorum. Ne yazık ki zavallı cep telefonlarımızın SPAM filtresi de yok!
Tabii, bankalar bindikleri dalı kesiyorlar. Önemli önemsiz bin tane fırsat ve kampanyayı bize duyurdukları için artık onlardan gelecek önemli bilgileri de kaale almaz oluyorum.
Ya biri bankalara dur desin, ya da birileri spam filtreli telefon çıkartsın. Her gün mesaj silmek için zaman harcamak is-te-mi-yo-rum.
Turkcell'den Nefret Ediyorum!

İnanılmaz bir şey yaşadım. Bir bilgiye bakmak için cep telefonumun WAP browser'ini kullanarak Turkcell'le ALAKASI OLMAYAN bir siteye gittim.
Karşıma Turkcell'in iPod'la ilgili bir REKLAM sayfası çıktı. "Bir daha gösterme" diyerek ekranı geçip, istediğim siteye ulaşmak zorunda kaldım.
Bunun nesi anormal? İnceleyelim:
- Zaten fahiş bir WAP erişim ücreti öderken, ödediğim fahiş fiyatla kendime Turkcell reklamı download etmiş oldum. Reklam görme parasını Turkcell'e ödemek zorunda kaldım. Bunu da istemeyerek bana Turkcell yaptırdı.
- WAP gibi zaten ihtiyaç anında kullanılacak, kötü ve zor bir interface içerisinde bir ekran geçmek zorunda kaldım.
- Güvenim sarsıldı. Garanti WAP Internet Bankacı'lığı sitesine girerken, benim oraya gittiğimi Turkcell'in gördüğünü ve onun yerine beni başka bir yere yönlendirdiğini - oradan Garanti'ye yönlendirdiğimi gördüm. (ki bu doğal olmasına rağmenbunu görmek güven sarsıcı)
- Ortalama bir wap kullanıcısı olsaydım FECİ kafam karışırdı. Adresi yanlış yazdığımı sanırdım.
- Ortalama bir internet kullanıcısı olsaydım bunun reklam olduğunu anlayamazdım. Nasıl geçeceğimi bilemezdim.
Sigaraya Karşı Wii!
Şunu farkettim ki, Super Mario Galaxy oynarken sigara içmiyorum.
Özellikle, oyun oynarken ekstra sigara içen biriyim.
Ancak, WiiMote ve nunchuk parçasını tutarken iki elim dolu olduğu için - onu bırakın sadece WiiMote'la oynanan bir oyun olursa bile efor sarfettiğimden sigara hiç aklıma gelmiyor, aklıma gelse bile oyunu durdurmam gerektiğinden içmiyorum.
Hele bir süre sonra WiiFit geldiğinde kimbilir nasıl sağlıklı olacağım.

