Yurtdışına çıkıldığında herkesin gündelik hayatta yapmadığı "yurt dışı alışkanlıkları" su yüzüne çıkar. Mesela ben, yurt dışında, sürekli yemek yerim. Ancak, normal bildiğiniz tarz yemek değil - oraya özel, burada olmayan ne varsa onu yerim. Bu illa bir restoran olmak zorunda da değil - en zevk aldığım şey bir markete gidip, ismini cismini beğendiğim ve özellikle ne oldukları konusunda hiç bir fikrim olmayan her tür aburcuburu almak, mide fesatı geçirene kadar onları yemek, içmektir.
Bence yemek konusunda 2 tip insan vardır. Güvenlikçiler ve maceracılar.
- Güvenlikçiler: Analarının karnından çıktıklarından beri hep aynı şeyleri yiyenler. Menüye bakıp, hayatları boyunca ne yemişlerse aynısını sipariş edenler. Menüde sevdikleri şeyin aynısı yoksa veya bir varyantı varsa restoranı sevmeyip kaçanlar.
- Maceracılar: Sürekli daha önce tatmadıkları şeyleri yiyip, hayatlarının keşfini yapacaklarını umanlar. Menüye bakıp, daha önce yemedikleri bir şey bulduklarında onu sipariş edenler. Menüde farklı bir şey yoksa veya farklı şeyin varyantını yemişlerse restoranı sevmeyip kaçanlar.
Kanyon'un açıldığı gün oradaydım. İlk tercihim Wagamama olmuştu. Aylin'le beraber "aha japon restoranı! Sushi dışında ne yiyolarrr!!" diye heyecanla girmiştik. Hınca hınç doluydu.
İlk problem, oturuş tarzı olarak belirdi. Sevimli japonlar, kalabalık olduklarından dolayı sanırım, bilemeyip birbirini tanımayan insanların da aynı masada oturabileceklerini düşünmüşlerdi. Bir nevi okul yemekhanesi şeklinde ince uzun masalarda tanımadığınız insanların arasına oturuyordunuz.
Aman allahım! Kanyon'a gelen irili ufaklı sosyetik bireyler nasıl olurda tanımadıkları insanlarla iç içe yemek yerlerdi, kendilerini rahat bıraktıkları anda tanımadıkları birilerinin tenlerine, elbiselerine değeceklerdi!
1er noodle çorbası istedik, havuç suyu istedik. Garson kağıt servislerimizin üzerine numaralar karalayıp gitti. Siparişlerimiz karışmasın diye, kolay olsun diye önümüzdeki kağıt servislere yazılıyordu.
Beklerken, sıra arkadaşlarıma kulak kabarttım:
"Vıyyy bu ney! Bunun yarısı fiyata burger king'e gidip doyardım!"
"La suyun içine makarna atıp getiroylar!"
"Ana! Ana yemek bu mu!"
Ben keyifle tofularımı noodle'larımı yiyip, afişlerde gördüğüm şekliyle yemek kasesini ağzıma dayama suretiyle suyunu da içtim. Beğendim, hoşlandım.
Bu hafta 2. kere Wagamama'ya yolum düştü. Tek başımaydım ve kalabalık değildi. Koca sıraya yanlızca ben oturdum. Yine adını bilmediğim ne olduğunu en anlamadığım şeyleri istedim.
Bu sefer şansıma; tofularla, soğanlarla dolu bir çeşit pilav ki porsiyon dev gibiydi ve haşlanmış, soya sosuyla gelen tavuklu çin mantısı çıktı.
Küçük bir hesapla 10-20 kere daha gidersem her tür fantastik yemeği 1 kere tatma şansım olacak.
Yemek tarzınız maceraperestse, hemen tercih edin. Gördüğüm kadarıyla yemek sepeti'nde de varlar, ayrıca İstiklal'de de şubelerini açmışlar.


1 yorum:
Teriyaki soslu somonlu soba noodle o kadar lezzetli ki nadiren baska bir sey deneyebiliyorum Wagamama'da. Levent'te calistigim donemde paket servisiyle de simartmistim kendimi bol bol. Misket limonlu elma sulari da nefis. Bir de masadaki huni agizli biberligin icinde 30 cesit (attim) biber/baharat var, onu da boca ettin miydi yemegin icine... Seker nedir ki? Bal nedir ki?
Yorum Gönder